Sınırdaki Cumhuriyet

“Çukurca'da uyandığım ilk sabah, lojmanın fazla büyük olmayan penceresinden seyrettiğim kasaba, bana, gençliğini yaşamamış, gençliğine doyamadan saçları ağarıp erken yaşlanmış, yüzüne kederin yapıştığı, bütün bunları kanıksayıp kabullenenlere has teslimiyetin duygusuzluğu ve yalnızlığı ile içine çekilmiş, söylemeyen, bakmayan, kendisine bakanları fark etmeyecek kadar umursamazlık giyinmiş, otuzuna bile varmamış yorgun ve yalnız bir kadın gibi geldi. Biz ona en olmayacak, belki mucize içeren haberler getirmiş olsak bile duymayacak, şaşırmayacak, gülümsemeyecek, en ağır sözlerle, davranışlarla bile yaralanmayacak kadar acılar yaşamış bir kadın. Evlere adeta arkasını dönmüş gibi oturuyor ve yüzünü kimseye göstermek istemiyordu. Küçük lojmanımın hemen yanındaki eski lojmanın duvarlarındaki şarapnel, roket, mermi izleri kapatılmamıştı ve bu haliyle çok kahır çekmiş, badireler atlatmış bir insanın yaralı yüzünü andırıyordu. Çatısız toprak ve taşla yapılı evler bugünden çok dünde yaşıyor, dış dünyaya kapalı, kapalı olmakla birlikte bütün sırrını tükettiğini fısıldayan bir hissizlik hali yansıtıyordu. Penceremden gözüken saçla kaplı tek ya da iki katlı yeni evlerde yeni olmanın hafif şımarıklığı olsa da onlarında durgun çehreleri suskun halleri Çukurca ile uyumlu gözüküyordu.”…

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Kaynak : https://www.muhalif.com.tr/haber/sinirdaki-cumhuriyet-58513
 
Üst